Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

Temmuz 2005 tarihli yazilar Temmuz 2005 tarihli diger ogeler resimler , videolar

renklerle hoş bir cümbüş yapabilirsiniz,ama fazla oynarsanız karışırlar..

emekvardi_palet tuvalimi odanın en aydınlık yerine sabitledim, köşedeki masayı camın önüne çektim, yatagı biraz itekledim, kapı zor acılıyor ama idare etcem aRtık. masanın üzerine üç-dört kat gazete serdim -mukavva olsa daha iyi olcak sanırım. evet, evet mukavva. üşenmedim gittim, 2 büyük parca mukavva aldım kırtasiyeden. şimdi gazetelerin üzerinde uzanıyorlar.balkondaki ıvır-zıvırın arasından birkaç kutuboya ile fırcaları cıkartttım. masanın sol kösesine, tuvale yakın koydum onları da, ama pek umut vaadetmiyorlar, yenilerini almak gerekecek büyük ihtimalle. . neyse yarın alırım artık onları da. pes etmek yok. güzel bir resim cıkacak ortaya. içinde hiç hüzün olmayan, anlamsızlıklardan arınmış, berrak bir resim.
yoruldum bugün, yarın secerim kartpostalı da artık, boyaları alırken..

....

evet ya güzel resim secmişim, iyi ki öbürünü almadım, kasvet vardı onda biraz, bu içime sindi hem, hem de arı.. hımm,şimdi nasıl baslayım? sanırım bugün siyahla baslamalıyım, şu kenarlara birazcık siyah vurmak gerekecek. tabi agaç olacak yerlerinde altında birkaç ton siyah olmalı, göl için sonra siyah kullansam cok daha iyici olacak galiba.. ama birazına vurabilirim, cok az.. evet, tamam iyi oldu bu. eh ilk gün için fena sayılmaz, kurusun bakalım şimdi biraz

.....
bugün baslayabilirim ağaçlara.. yeşil kullanabilirim nihayet. hımm yeşil önemli.. nasıl yapsam. ton ayarlamam gerekecek. ama önce paleti bulmalıyım, nasılda unuttum onu, hay Allah, inşallah duruyodur. evet bir bakalım, burda işte ama cok kötü durumda, kazısam iyi olacak..
yok olmayacak, kullanılacak gibi değil bu da.. napalım onu da alırız yeniden.. tek sorun hevesim yarına kaldı..

.....

bugün başlıyorum yeşile artık sonunda, palet de tamam nasılsa.. biraz siyah alıyım ama önce, ne az ne cok olmalı, tamam..simdi de yeşil. en iyisi mi birazını karıyım ben bunların, yeşilin birazını da direk kullanırım daha üstlerde. güzel oldu bu yeşil; yok bu fırça olmaz, su daha iyi, daha kalın.. evet başlıyoruz. gercekten vuruyorum fırcayı tuvale. bu çok güzel. büyük boya parçaları bırakacak şekilde dokundur ve çek, sonra yeniden, yeniden.. ağaçlar belirdi işte hafiften. belkide bana öyle geliyor. koyu renkle işim bitti mi? pek sayılmaz ama az inceltsem iyi olucak, birazcık tiner görür işimi.. evet hoş oldu bu renkte. şimdi çimen, çalı olan kısımlar içinde temelleri atalım onların ağaçlara göre daha açık olması iyi olucak. hıhı tamam bu da oldu işte.. neyse bunlar kurusun biraz, bir kahve içeyim bende..
oo epey zaman geçmiş, nasılda dalmışım sohbete fatoşla, unutmuşum seni burada.. hey korkma vakit geç oldu diye bırakmıycam seni, devam ediyorum tabiki de.. şimdi, şöyle bir bakalım, ne yapmak gerek? şu yeşili biraz daha açsam iyi olacak galiba.. şimdi bana daha ince bir fırça gerek.. tamam yeniden vuruyorum tuvale..
oldu gibi sanki, evet oldu ağaçlar ve çalılar ortaya çıktı, ama saatte kaç olmuş bu arada.. biraz uyusam hiç fena olmuycak.

.....
iki gündür bakmıyorum sana hiç, biliyorum dargınsın bana, ama nedenlerim vardı..şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz ve her sey cok daha güzel olacak.. bugun seni maviyle tanıştırcam, eminim çok seviceksin onu.. hazır mısın, başlayalım mı?

.....

cok zaman aldı ama gökyüzü, göl, kayalar, agaçlar hepsi tamam oldu işte.. bugün kalan gölgeleri vericem ve gereken kesmeleri yapıcam.. bitiyor artık..

.....
seni siyahla tanıstırdıgım günden bugüne nerdeyse bir ay olmus ve bugün ikimiz içinde çok önemli bir gün biliyorsun de mi?sana son fırcaları vurucam ve imzamı attıktan sonra sana şöyle odanın öbür ucundan uzun süre bakıcam.

ben bana kattıklarının farkındayım, umarım sen de sana kattıklarımın farkındasındır.

&&&

hayatta emeksiz hiçbir şey olmuyor bana göre; emek vermeden, çaba göstermeden ve en önemlisi sabretmeden istediğiniz şeyi asla elde edmiyorsunuz.
ve inandığım diğer bir şey de; hayat pek çok renkte, her gün her an baska bir rengiyle karşı karşıyayız. bir boyanın üstüne henüz kurumadan yenisini vurursanız, asla tumaz. önemli olan bir rengi diğeri kuruduktan sonra vurmak, renkleri birbiriyle karıştırmamayı bilmek!!

 

 

 

             

kadın ve yankının sohbeti/ topraklar aynı ama ürünler başka başka..

güzel günler göreceğiz..

1
- bu gördüğün rengarenk bahçe benim eserim, herşeyiyle bizzat ben ilgilendim, dedi kadın. ve yankı onu cevapladı;
- bu gördüğün siyah beyaz kır da benim eserim. herşeyiyle vijdanlara bıraktım onu..
2

 

kadın;
- toprağı kendi ellerimle kazdım, tohumları bir bir yerleştirdim. hergün suladım.. küçük küçük filizler verdiler başta.. ve yıllar sonra, bugün elma, erik ağaçlarım oldu. arıklarda çiçeklerim oldu. kendi dometeslerimi, soğanımı, fasülyemi yetiştirir oldum..
 dedi heyecanla.buna karşılık yankı;
- onu bıraktığım vijdanlar, toprağımı kendi elleriyle kazdılar. ve başka vijdanları bir bir gömdüler toprağıma.. bana da onları sulamak kaldı, yağmurlarla.. ve asırlar sonra bugün vijdan ekilen topraklarımda vijdansızlıklar yeşerdi. acılarım, savaşlarım, ölümlerim, kalımlarım oldu..
dedi sakin bir ses tonuyla..
3

 

- her sabah penceremden içeri dolan nergiz kokularıyla uyanıyorum. kahvaltımı bu güzel bahçemde kurduğum çardakta yapıyorum, neşeyle. kuzucuklarımı burdan okula yolluyorum ve akşam okuldan dönüşlerini yine buradan bekliyorum. iki kuzucuğum var benim. birbirinden zerre kadar ayırmadığım iki kuzucuğum.. herşeylerim onlar benim..
dedi kadın. bir süre yankıdan cevap gelmedi. ama neden sonra;

- benim kırım çok büyük ve pekçok parçadan oluşuyor. her parça birbirinden çitlerle ayrılıyor. citlerin her iki yanında da zehirli dikenler var. ve ben güneşin her doğuşunda dikenlerin barut kokan zehrini içime çekiyorum. kırımı bıraktığım vijdanların kulakları tırmalayan çığlıklarıyla kahvaltımı yapıyorum. hiçbiri yavru olmayan pek çok kurt barınıyor toprağımda. ve ben onları her sabah yolcu edip, akşama dönmemeleri için dualar ediyorum ama karanlığın çökmesi yetiyor. toprağımı bıraktıgım vijdanlardan bile, daha vijdansız bu kurtlar. adlarını "savaş", adlarını "ölüm", adlarını "kan" koyduğum; bu kurtlar..
dedi yankı hiddetle..
4
kadın;
- şöyle bir etrafıma bakınca gözüm gönlüm açılıyor..
yankı sözünü kesti kadının;

- sen etrafına bakmıyorsun. sen içine bakıyorsun! senin bahçem dediğin yer hayal dünyan.. benimse kırım dediğim yer gerçek dünya.. gözünü aç artık, bak bir etrafına!! senin bulutsuz sandığın gökyüzünden kan yağıyor topraklara..
dedi. kadın onu duymak istemedi. adeta haykırırcasına;

- bana bak yankı! bana bak dünya! ben tanımıyorum senin vijdanlarını, kurtlarını. ben bilmiyorum  "savaş" larını, "ölüm" lerini.. benim bahçemde sadece "barış" yetişir, sadece "yaşam"  yetişir. buna inandığım sürece, buna inandığımız sürece ve barış uğrunda mücadele ettiğimiz sürece bahçemde, bahçelerimizde hep "barış" yetişecek ve hep güzel günler göreceğiz!!

 

güzel günler göreceğiz!

"barış"

                      

 

bitmiş bu anlamsız kapışma. ne güzel, dost olmuş hepsi. öğrenmişler ki; hepsi aynı ananın çocukları aslında. yok  bir ayrım bir ırk ile diğeri arasında aslında. ve sonra sormuşlar  kendilerine; niye bu savaşlar o zaman, niye bu dert, tasa, mutsuzluklar? sonra vazgeçmişler birbirlerini amansızca öldürmekten..

bebekler şiirle gözlerini açar olmuş dünyaya. atılan bombaların çıkarttığı iç burkan seslerin yerini müzik almış. harita da çok yer kaplama hırsı bitmiş. doğal kaynakların içinde petrol, doğal gaz olduğu kadar sevginin de  olduğu öğrenilmiş nihayet. gece çökünce huzur da çöker olmuş; vaktiyle gözyaşı yağan memleketlere.. kışı eskisi kadar soğutmaz, yazı da eskisi kadar yakmaz olmuş bu büyük diyarın.. eller uzanmış yine  başka ellere  ama bu kez silah taşımadan. dostluklar paketlenip, postalanmış her bir şehre, kasabaya, haneye.. yürekler ölüm korkusundan çok daha başka şeyler -güzel şeyler- için çarpar olmuş. gökyüzü yeryüzüne, yeryüzü de gökyüzüne aşık olmuş. kenetlenmişler birbibrine ayrılmamak üzere. bir zamanlar fısıltıyla  söylenen sözler, bugün en büyük harflerle yankılanır olmuş. herkesin diline, yüreğine  dolanmış en güzel kelime ; "barış"

.
.
.
 uyanmışım birden bu güzel rüyadan.. hala etkisindeyim..rüyaydı biliyorum, gerçek değildi ama daha önce de çok rüyam gerçek olmamış mıydı? peki bu neden gerçek olmasın ki?

&&&

inanırsak ve çabalarsak neden gerçek olmasın ki?

Özgürlük ve Esarete dair..1980

eski bir radyo, radyoya sıkıca sarılmış yarı çıplak bir kadın, kadının etrafına saçılmış çok sayıda kitap, tepede bir zeytin ağacı, ikiye bölünmüş gökyüzü, bir yarısında şimşekler ve karanlık diğer yarısında güneş ve aydınlık, biraz ötede yağmura aldırış etmeyen küçük bir topluluk, ve etraflarına dağılmış durgun bir bitki örtüsü.. herşey siyah-beyaz..

     ilk bakışta anlamsız geliyor insana. ama baktıkça demleniyor, baktıkça mana kazanıyor.. kendimi ressamın yerine koyuyorum ve anlamaya çalışıyorum.

     herşey kadında başlayıp bitiyor diyorum kendime, herşey kadında.. birden gözümün önünde küçük bir kız canlanıveriyor. babasından şiddet görmüş, bir süre sonra okumasına izin verilmemiş, evine odasına hapsedilmiş, düşüncelerinin önü kesilmeye çalışılmış küçük bir kız. neden sonra, bu radyo ve kitaplar kıza ait olmalı diye karar veriyorum. ve "küçük kız mücadeleyi bırakmamış, yasaklamalara boyun eğmemiş, hep direnmiş" diye geçiriyorum zihnimden. isyan günlerinde radyosuna sarılmış, kitaplarına sığınmış diye düşünüyorum. sonra  birden kız büyüyor ve resimdeki kadın oluveriyor. seviniyorum; direnişi başarıyla sonuçlandı, yılmadı, vazgeçmedi diye.. ama sonra kafamda  bir soru beliriyor; neden çıplak? ve gözüm kadının vücudundaki yaralara ilişiyor ansızın. ne kadar çok yara almış. sonra birden heyecanlanıyorum; yaralara ragmen ayakta kadın. üstelik beyninde ve kalbinde tek bir yara izi yok. "ne güzel" diye geçiriyorum içimden. ama hala soruma yanıt yok; neden çıplak bu kadın? zorluyorum kendimi.. ressam yaraları göstemek için çıplak çizmiş olacak herhalde diyerek geçiştiriyorum, ama pek tatmin etmiyor bu da beni..

     sonra gözüm kadının çevresindekilere ilişiyor. "peki ya bunlar ne?" diye soruyorum bu kez kendime.. ve sonra onların da kadının inançları olabileceği hissine kapılıyorum. mesela şu tepe.. ne olabilir onun manası? türetmeye çalışıyorum; tepe, zirve,yükseklik, gökyüzü, özgürlük.. evet evet özgürlük. hem tepenin üstüne bir zeytin ağacı çizmemiş mi ressam? tastamam uyuyor işte, zeytin agacı taşıyan bir tepe; barış taşıyan bir özgürlük..

     sonra yagmur altındaki şu  küçük insan topluluğu, peki ya bunun manası ne? biraz düşününce onların da kim olduğunu anlıyorum; kadının örnek aldıkları bunlar, başka kimse olamazlar ki.. bir anda topluluğun  ortasındaki bir adam bana göz kırpıyor. nasıl olur böyle birşey diyorum ve dikkatlice bir kez daha bakıyorum, o yine göz kırpıyor, tablodan uğultular geliyor sanki.. neden sonra tanıyorum ortadaki adamı; en çok inandıklarımdan biri bu adam.. özgürlüğü, barışı dilime dolayanlardan biri..

    derken gözlerim ikiye bölünmüş gökyüzünü yakalıyor. bunun manasını çok iyi biliyorum. aydınlık ve karanlık.. birbirine taban tabana zıt iki olgu.. çok şey çıkarıyorum gökyüzünden, sonra birden kendimden birşeyler buluyorum onda; iyi ve kötü, çirkin ve güzel, siyah ve beyaz.. hep yan yana olmak zorundalar, çünkü ancak o zaman varlıkları anlam kazanır. çünkü ancak o zaman sıfıra ulaşırlar..

    peşi sıra resmin geriye kalanındaki durgunluğa bakıyorum. "toprak düşünüyor, börtü böcek fikir üretiyor. tüm bu sessizlik ondan" diye düşünüyorum bu kez. ve hayatımda ilk defa sadelik hoşuma gidiyor. ilk defa sessizliği seviyorum.

    derken yine kadına odaklanıyor gözlerim. demin gözden kaçırdığım birşeyi fark ediyorum ve yeniden heyecanlanıyorum. kadın çıplak! çıplak çünkü kurtulmuş esaretten. çıplak çünkü fikirlerini saran hayaletlerden arınmış. üstündeki tüm yükleri atmış..

     objelere mana yüklemekten yoruluyorum, ama gözlerim renksizlige fazlasıyla alışmış durumda. başta beni yoran siyah-beyaz,  şimdi dinlendiriyor. yormak ve dinlendirmek; tıpkı siyah ve beyaz gibi diyorum, hafiften gülümsüyorum. neden siyah- beyaz çalışmış olabilir ki ressam? aklımdan çok şey geçiyor. "iyi ve kötü iç içe".  ve yine kendimi buluyorum tüm aklımdan geçenlerde. yine "ben" diyorum sadece..

     sonra yorgun gözlerimi ve aklımı çekiyorum resmin üzerinden. gülüyorum kendime içten içe.. ne çok şey ürettin birkaç dakikada. oysa kimbilir ressam neler düşünüyordu onu yaparken.. sonra "senin düşündüklerinden çok çok farklıdır kesin, boş yere uydurdun bunca şeyi"  diye hayıflanıyorum biraz..

     neden sonra gözüm ressamın imzasına takılıyor. adını yazmamış, başka birşey yazıyor imza yerine.. şaşırıyorum ve daha dikkatli bakıyorum. zorlanıyorum  biraz ama çözüyorum yazılanı.. tamamlanmamış bir cümle ve bir tarih;

Özgürlük ve Esarete dair..
1980

özgürlüğün kokusu..

epeydir bir koku almak istiyorum, bulamıyorum istediğimi bir türlü. hani şöyle buram buram özgürlük kokan bir koku.. kaç dükkan gezdim, cevap hep aynı "yasak, satamıyoruz". bir yerde buldum, ya da buldum sandım, taklitmiş meğer.. sinmedi içime hiç, bıraktım onu da. "niye yasak?" diye soruyorum gittiğim her yerde, ama cevap alamıyorum. ya bilmiyorlar gercekten ya da söylemek istemiyorlar.

araştırdım ben de; ne yapar bu özgürlük kokusu da yasaklanır diye..

özgürlük kokusu dediğin şey ozon tabakasını delmiyor ki, yada bir bebeğin solunum borusunu tahrip etmiyor ki.. içinde inanç tozu, hürriyet esansı ve coşku solusyonundan başka hiçbirşey de taşımıyor ki.. ama böyleyken yasaklanmış işte. anlam veremedim bu duruma..

şehrin en büyük kütüphanesinin arşivlerini karıştırdım, bulmak umuduyla yasaklayanı.. öğrenemedim kimin neden yasakladığını ama başka şeyler öğrendim; dediklerim hep bu kokuyu kullanmış. bunu da öğrendikten sonra daha bir çok istedim onu bulmayı.. birkaç yer daha gezdim ama cevaplar hep aynı, hep "yasak!!"

yorulmuşum bu uğraş içinde, az uyuyayım dedim, yatağıma uzandım. ama içimdeki öyle zorladı ki dayanamadım, kalktım açtım pencereyi. hafif, hoş bir koku girdi açık olan camımdan içeri.. aradığım mıydı bu? camın önünde buldum kendimi ve dışarı uzattım kafamı, anlamak için.. rüzgar fısıldadı kulağıma ;

"geldim!"